AHZAB SURESİ 28-29. AYETLERİN ÜZERİNE İNDİĞİ HADİSE
Sonra Hz. Ömer hadiseyi şöyle anlattı:
“–Ben Ensar’dan bir komşum ile beraber Benu Umeyye bin Zeyd yurdunda oturuyordum. Bu yurt Medine’nin Avalı denilen semtindedir. Allah Rasulü’nün yanına nöbetleşe inerdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Ben indiğim zaman o gün vahiy ve diğer şeylere dair ne öğrenirsem gelir komşuma anlatırdım. O da indiği zaman böyle yapardı.
Biz Kureyş topluluğu, kadınlara hakim insanlardık. Medine’ye Ensar’ın yanına geldiğimizde bir de gördük ki onların kadınları erkeklerine galip geliyor. Derken bizim kadınlarımız, Ensar kadınlarının edebinden almaya başladılar. Bir gün ben hanımıma kızdım; o da bana cevap verdi. Ben onun bana söz yetiştirip cevap vermesinden hoşlanmadım ve kendisini azarladım. Bunun üzerine o:
«–Benim sana karşı mırıldanmamı niçin münasip görmüyorsun? Vallahi Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in zevceleri bile ona karşı mırıldanıyorlar ve birisi o gün geceye kadar Efendimiz’in yanına uğramıyor!» dedi.
Hanımımın bu sözleri beni ürküttü:
«–Onlardan kim bunu yaparsa perışan olur; büyük günah işlemiş olur» dedim.
Sonra giyindim ve kızım Hafsa’nın yanına gittim. Ona:
«–Hafsa! Sizden biri bütün gün ta geceye kadar Allah Rasulü’ne dargınlık eder mi?» dedim. O:
«–Evet» dedi. Ben:
«–O kadın perışan olmuş ve zarar etmiştir. Siz, Rasulü’nün öfkesinden dolayı Allah’ın size öfkelenmesinden emın misiniz? Bakın, bu yüzden helak olursunuz! Sen Allah’ın Rasulü’nden çok isteklerde bulunma, ona cevap yetiştirme yarışına girişme, darılıp ondan ayrı durma! Bir ihtiyacın olursa benden iste! Sakın arkadaşın (Hz. aişe)’nin, Allah Rasulü’ne senden daha güzel ve daha sevgili olması seni aldatmasın!» dedim.
Biz o günlerde: «Gassanlılar bize karşı sefere çıkmak için atlarını nallatıyorlarmış» diye havadis alıyorduk. Arkadaşım kendi nöbetinde Allah Rasulü’nün yanına gitti ve yatsı vaktinde döndü. Kapımı şiddetle vuruyor bir taraftan da acelesinden:
«–Bu adam uyuyor mu, nerede kaldı?» diyordu.
Ben korktum ve hemen kapıya çıktım. O:
«–Çok mühim bir hadise vuku buldu » dedi. Ben:
«–Nedir o; Gassanıler mi saldırdı?» dedim.
«–Hayır, fakat ondan daha büyük ve daha mühim, Rasulullah (s.a.v) hanımlarını boşamışlar!» dedi. Ben:
«Hafsa kaybetti ve ziyana uğradı. Ben yakında böyle bir şey olacağını biliyordum» dedim. Elbisemi giyip gittim ve Efendimiz’le beraber sabah namazını kıldım. Rasulullah (s.a.v), hurma kütüğünden merdiveni olan ve birkaç basamakla çıkılan kendisine ait bir meşrubeye girdiler ve orada yalnız kaldılar. (Meşrübe: Yerden biraz yüksekçe küçük bir oda, kiler veya sadece oda manasınadır.)
Ben Hafsa’nın yanına girdim, baktım ki ağlıyor.
«–Seni ağlatan nedir? Ben seni ıkaz etmemiş miydim? Rasulullah Efendimiz (s.a.v) sizleri boşadı mı?» dedim. Hafsa:
«–Bilmiyorum. O işte şu meşrubede» dedi.
Bunun üzerine Mescid’e çıktım ve Minber’in yanına geldim. Gördüm ki, Minber’in etrafında bir takım kimseler var, bazıları da ağlıyor. Yanlarında biraz oturdum. Sonra içimdeki sıkıntı sebebiyle yerimde duramayıp Efendimiz’in bulunduğu meşrubenin yanına geldim. Efendimiz’in siyah hizmetçisine:
«–Ömer için izin isteyiver!» dedim.
İçeri girdi, Efendimiz’le konuştu. Sonra çıktı ve:
«–Arzunu Efendimiz’e ulaştırdım, ancak bir şey söylemediler» dedi.
Oradan ayrıldım, Mescid’de Minber’in yanındaki topluluğun yanına oturdum. Sonra yine duramadım, hizmetçinin yanına geldim. Önceki sözlerini aynen tekrar etti. Ben yine Minber’in yanındaki topluluğun yanına oturdum. Sonra yine vicdanımda hissettiğim şey bana galebe çaldı. Tekrar hizmetçinin yanına gelip:
«–Ömer için izin isteyiver!» dedim.
Hizmetçi önceki sözünü tekrar etti. Ben de döndüm, giderken baktım, hizmetçi beni çağırıyor:
«–Rasulullah (s.a.v) sana izin verdi» dedi.
Bunun üzerine huzur-u alılerine girdim. Baktım ki, Rasulullah (s.a.v) bir hasır üzerine yatmışlar, mübarek vücutlarıyla hasır arasında bir döşek yok, hasırın örgüleri vücutlarına iz yapmış! Hurma lifiyle doldurulmuş deriden bir yastığa yaslanmışlardı. Kendilerine selam verdi. Sonra ayakta:
«–Hanımlarınızı boşadınız mı?» dedim. Mübarek gözlerini bana doğru kaldırarak:
«–Hayır» buyurdular.
Sonra ben yine ayakta, kendilerine yaklaşıp gönüllerine ferahlık vermeye hazırlık mahiyetinde:
«–Ya Rasulallah! Başıma gelenleri bir bilseydin! Biz Kureyş topluluğu kadınlara galiptik. Sonra öyle bir kavmin yanına geldik ki, kadınları onlara galebe çalıyor» diye hanımımla aramdaki hadiseyi anlattım.
Ben bunu söyleyince Rasulullah (s.a.v) tebessüm ettiler. Sonra ben şöyle dedim:
«–Ya Rasulallah! Hafsa’nın yanına girdiğimi bir görseydin! Ona; “Sakın arkadaşının Efendimiz’e senden daha güzel ve daha sevgili olması seni aldatmasın!” dedim.»
Rasulullah (s.a.v) bir daha tebessüm ettiler. Efendimiz’in tebessüm ettiklerini görünce hemen oturdum ve gözümü kaldırıp odasının içine baktım. Vallahi içerde tabaklanmayı bekleyen üç hayvan derisinden başka kıymet verilecek hiçbir eşya yoktu. Bunun üzerine:
«–Ya Rasulallah! Allah Teala’ya dua etseniz de ümmetinize genişlik verse! Çünkü Allah’a ibadet etmedikleri halde Farslara ve Romalılar’a genişlik verilmiş, kendilerine pek çok dünyalık ihsan edilmiştir» dedim.
Bunu söyleyince Rasulullah (s.a.v) yaslanmış oldukları yerden doğruldular ve:
«–Sen şüphe içinde misin ey Hattab oğlu?! Onlar karşılıkları ve nasipleri dünya hayatında peşin verilip geçiştirilen insanlardır» buyurdular. Ben de:
«–Ya Rasulallah, benim için istiğfar ediverin!» dedim.
İşte Hafsa, aişe’ye Efendimiz’in sırrını açıkladığı zaman, Rasulullah Efendimiz (s.a.v) hanımlarından ayrılıp inzivaya çekilmişlerdi. (Çünkü hanımlarını memnun etmek için Rasulullah (s.a.v) helal olan bir şeyi kendilerine yasaklamış, Cenab-ı Hak da; «Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?» diye itabda bulunmuş, onu azarlamıştı.[2]) Cenab-ı Hak itabda bulununca Rasulullah (s.a.v) çok üzüldüler, hanımlarına son derece kırılıp küstüler ve: «Bir ay yanlarına girmeyeceğim!» buyurdular. Yirmi dokuz gün geçince Rasulullah (s.a.v) Hz. aişe’nin yanına girdiler ve görüşmeye onunla başladılar. aişe (r.a):
«–Ya Rasulallah! Siz bizim yanımıza bir ay girmemeye yemın etmiştiniz. Halbuki biz yirmi dokuzuncu gecenin sabahındayız. Ben bu günleri tek tek sayıyorum?» dedi.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v):
«–Ay bazen yirmi dokuz olur, işte bu ay da yirmi dokuz oldu» buyurdular.”
Hz. aişe dedi ki:
“Müteakiben muhayyer kılma ayeti[3] indirildi. Rasulullah (s.a.v) ilk olarak benimle başladılar ve şöyle buyurdular:
«–Sana bir durumdan bahsedeceğim. Cevap hususunda acele etme! Anne babanla istişare edip sonra karar ver!»
aişe (r.a):
«–Kesinlikle biliyorum ki, annem babam Siz’den ayrılmamı istemezler!» dedi.
Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdular:
«–Allah Teala şöyle buyurdu: “Ey Nebı, zevcelerine şunu söyle: Eğer siz dünya hayatını ve onun zınetini istiyorsanız gelin size boşama bedellerinizi vereyim hepinizi güzellikle salıvereyim. Yok, eğer Allah’ı, Rasülü’nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki Allah içinizden güzel hareket edenlere pek büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (el-Ahzab, 28-29)»
Ben de:
«–Ben bunun hakkında mı ebeveynime danışacağım? Ben elbette Allah’ı, Rasulü’nü ve ahiret yurdunu isterim!» dedim.”
Sonra Rasulullah (s.a.v) bütün kadınlarını böyle muhayyer kıldılar; onlar da hep Hz. aişe’nin dediği gibi söylediler. (Buharı, Mezalim, 25, Nikah, 83; Müslim, Talak, 34)
[1] et-Tahrım, 4.
[2] et-Tahrım, 1-4.
[3] el-Ahzab, 28-29.
Kaynak: Dr. Murat Kaya, Mescid-i Nebevi'den 111 Hatıra, Erkam Yayınları