Neler yeni

Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi

Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için foruma kayıt olmalı ya da giriş yapmalısınız. Foruma üye olmak tamamen ücretsizdir.

🌹Hayat veren de O, öldüren de O’dur. Gece ile gündüzü aksamadan peş peşe getiren de O’dur. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız? Müminûn / 80. Ayet 🌹

Bakara / 183. Ayet

İlk Müslümanlar Kimlerdir?

Admin

Admin

Administrator
Yönetici
Admin
İlk Müslümanlar Kimlerdir?

İlk iman eden insan kimdir? İslam’a davet nasıl başlamıştır? İlk Müslümanlar kimlerdir? İslam’a davet ve ilk Müslümanlar...
İlk ıman eden insan Resulullah Efendimiz’dir. Bu husus ayet-i kerımelerde şöyle bildirilmektedir:

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ

“Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene ıman etti…” (el-Bakara, 285)

قُلْ اِنِّى اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ. وَاُمِرْتُ ِلاَنْ اَكُونَ اَوَّلَ الْمُسْلِمِينَ.

“De ki: Bana, dıni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Ve ben, Müslümanların ilki olmakla emrolundum.” (ez-Zümer, 11-12)
 
İLK MÜSLÜMAN KADIN
507
Efendimiz’den sonra ilk Müslüman, muhterem zevcesi Hazret-i Hatice idi.

Hazret-i Peygamber, kavminin hakaret, alay ve eziyet gibi kötü tavır ve davranışlarına maruz kalarak mahzun ve mükedder bir halde evine döndükçe, Allah Teala O’nun hüznünü Hazret-i Hatice validemizin tesellı ve teşvık edici sözleriyle hafifletmiş, ilahı nusretiyle vazıfesini kolaylaştırmıştır.[1]

Hazret-i Hatice ıman edince Efendimiz’in kızları Hazret-i Rukıyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma da Müslüman olmuşlardı.[2]
 
HZ. ALİ (R.A.) NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

Hazret-i Ali de Resulullah ile Hazret-i Hatıce’nin namaz kıldıklarını görmüş ve:

“–Nedir bu?” diye sormuştu. Allah Resulü:

“−Bu, Allah’ın kendisi için seçtiği dınidir. Ben seni tek olan Allah’a ıman ve ibadet etmeye, hiçbir fayda ve zararı olmayan Lat ile Uzza’yı da inkara davet ediyorum!” buyurdu. Hazret-i Ali:

“–Ben bu dıni şimdiye kadar hiç işitmedim! Babam Ebu Talib’e sormadan bir iş yapamam!” dedi. Efendimiz, o sıralar teblığ faaliyetlerini gizliden gizliye devam ettirdiği için:

“−Ey Ali! Şayet Müslüman olmayacaksan sana bahsettiğim bu hususu gizli tut, açığa vurma!” buyurdu.

Hazret-i Ali, o gece bekledi. Allah Teala onun kalbine İslam muhabbetini bahşetti. Sabahleyin Peygamber Efendimiz’i yanına gitti ve İslam dıni hakkında sualler sordu. Aldığı cevaplar üzerine, Allah Resulü’nün buyruğunu hemen yerine getirip Müslüman oldu. Babasından çekinerek, Müslümanlığını bir müddet gizli tuttu. Hazret-i Ali, bu sıralarda on yaşında idi. (İbn-i İshak, s. 118; İbn-i Sa’d, III, 21)

Peygamber Efendimiz namaz kılmak istediğinde, Hazret-i Ali ile birlikte Mekke vadilerine doğru çıkıp giderler ve insanlardan gizli olarak, namazlarını oralarda kılarlar, akşamleyin de dönerlerdi. Allah’ın dilediği zamana kadar bu böyle devam etti.

Ebu Talib, oğlu ve sevgili yeğeninin gizli gizli namaz kıldıklarına muttalı olunca, Peygamber Efendimiz, çok sevdiği amcasını da İslam’a davet etti. Ebu Talib ise bu davete şöyle cevap verdi:

“−Ey kardeşimin oğlu! Benim, atalarımın dıninden ayrılmaya gücüm yetmeyecek! Lakin Sen gönderildiğin şey üzere devam et! Vallahi ben hayatta olduğum müddetçe Sana kimse zarar veremeyecektir!” Hazret-i Ali’ye de:

“−Evladım! O, seni ancak hayır ve iyiliğe davet eder. Sen, O’nun yoluna sımsıkı sarıl. O’ndan hiç ayrılma!” dedi. (İbn-i Hişam, I, 265)

Abdullah bin Mesut (r.a.) [3], Mekke’ye ticaret için geldiğinde Allah Resulü’nü Hazret-i Hatıce ve Ali ile birlikte Kabe’yi tavaf ederken gördüğünü ve bu esnada Hazret-i Hatıce’nin tesettüre çok dikkat ettiğini söylemektedir. (Zehebı, Siyer, I, 463)

Ufeyf el-Kindı de, ticaret için Mekke’ye gelmiş ve Abbas’ın -radıyallahu anh- evine misafir olmuştu. Ufeyf, Peygamber Efendimiz’in, Hazret-i Hatıce’nin ve Ali’nin Kabe’de namaz kıldıklarını görmüş, Abbas’tan (r.a.) onlar hakkında malumat istemişti. Hazret-i Abbas da onlardan bahsettikten sonra:

“−Vallahi ben yeryüzünde bu dıne inanan şu üç kişiden başka kimse bilmiyorum!” demişti.

Ufeyf (r.a.) hidayetle şerefyab olduktan sonra hep şöyle hayıflanırdı:

“−ah ne olurdu o zaman ıman edeydim de ikinci erkek mü’min ben olaydım! Onların dördüncüleri olmayı, ne kadar arzu ederdim!” (İbn-i Sa’d, VIII, 18; İbn-i Hacer, el-İsabe, II, 487)
 
PEYGAMBERİMİZE BEDENİYLE KALKAN OLAN SAHABİ

Peygamber Efendimiz’in azatlı kölesi Zeyd bin Harise (r.a.), Hazret-i Ali’den sonra Müslüman olmuş, namaz kılmış, Resulullah’ın maiyyetinden ve hizmetinden hiç ayrılmamıştı. Taifli sergerdelerin Peygamber Efendimiz’e attıkları taşlara kendi vücudunu siper edip kanlar içinde kalacak kadar fedakarane bir muhabbetle kendisini Allah Resulü’ne adamış, buna mukabil Hazret-i Peygamber’in hususı muhabbet ve iltifatına mazhar olmuştu.

Resul-i Ekrem’in Hazret-i Zeyd’e olan muhabbetine dair Hazret-i Ömer’in şu şehadeti ne kadar manidardır:

Hazret-i Ömer, Zeyd’in oğlu Üsame’ye üç bin beş yüz dirhem tahsıs etmiş, oğlu Abdullah’a ondan beş yüz dirhem daha az vermişti. Abdullah, babası Hazret-i Ömer’e bunun sebebini sorarak:

“−Üsame’yi niçin benden üstün tutuyorsun? O benden daha çok savaşa katılmadı ki!” dedi. Hazret-i Ömer, eşsiz adaletinin yanında, gönül zenginliğini ve yüksek tevazuunu da gösteren şu muhteşem cevabı verdi:

“−Oğlum! Resulullah onun babasını senin babandan daha çok severdi. Üsame’ye de senden daha çok muhabbeti vardı. İşte bu sebeple, Resulullah’ın sevdiğini kendi sevdiğime tercih ettim.” (Tirmizı, Menakıb, 39)

Bu ve benzeri pek çok misalde görüldüğü gibi Ashab-ı Kiram, Resulullah’ın sevdiklerini kendi sevdiklerine tercih ederlerdi.[4]
 
HZ. EBUBEKİR (R.A.) NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

Hazret-i Ebubekir, nübüvvetten önce de Peygamber Efendimiz’in dostu idi. Çocukluğundan beri onun güzel ahlakına, sadakatine ve emınliğine şahitti. Güzel ahlakı sebebiyle asla yalan söylemeyen bir kimsenin, Cenab-ı Hakk’a karşı yalan söylemesinin imkansız olduğu kanaatinde idi. Bu sebeple Allah Resulü onu İslam’a davet ettiğinde hiç tereddüt göstermeksizin icabet etti.[5]

Efendimiz bu husustaki hadıs-i şerıflerinde:

“Allah beni size Peygamber olarak gönderdiğinde evvela bana «Sen yalancısın!» dediniz. Lakin Ebubekir «O, doğru söylüyor.» dedi ve hem canı hem de malı ile bana son derece yardımcı oldu.” buyurmuşlardır. (Buharı, Ashabu’n-Nebı, 5)

Resulullah’ı hiçbir şey Hazret-i Ebubekir’in Müslüman oluşu kadar sevindirmemiştir. Hazret-i Ebubekir Müslüman olduğu zaman, hiç çekinmeden Müslümanlığını açıklamış ve diğer insanları da Allah Teala’ya ve Resulü’ne ımana davet etmeye başlamıştır.[6]

Peygamber Efendimiz’in hayatında Hazret-i Ebubekir’in müstesna ve mühim bir yeri bulunmaktadır. Zıra bir davanın gerçekleşebilmesi şu üç şarta bağlıdır:

Hakim bir fikir.
O fikir etrafında kadrolaşan insanlar.
Malı imkan.
Hakim fikir, İslam’ın muhtevası idi ki, vahiyle sabittir. Hazret-i Ebubekir, diğer iki faktörde çok mühim bir vazıfe üstlenmiştir. Yani kadrolaşma onunla başlamış ve o mübarek sahabınin muazzam serveti, muhtelif İslamı hizmetlerin yanında Müslüman olan kölelerin satın alınıp serbest bırakılması gibi davanın malı vechesinde de kullanılmıştır.

Bu iki hususu biraz açıklayacak olursak; Hazret-i Ebubekir ile Peygamber Efendimiz’in gençlik devrelerine uzanan arkadaşlık ve beraberlikleri, nübüvvet vazıfesinin verilmesinden sonra ulvı bir dostluğa dönüşmüştür.
 
HZ. EBUBEKİR’E (R.A.) NEDEN “SIDDIK” DENİLMİŞTİR?

Hazret-i Ebubekir, ilk ıman edenlerden olmanın yanı sıra, ımanına şek ve şüphenin tozunu bile düşürmeyerek “Sıddık” sıfatına mazhar olmuştur. Daha sonraki zamanlarda da İslam’ın inkişafı ve yayılması için maddı-manevı hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış ve bütün malını Allah yoluna bezletmiştir.

Sevginin şartı, aşkın kanunu, sevilen kişiye duyulan muhabbet ve o aşktan dolayı o kişinin sevdiği şeyleri de sevmek, onun arzusunu kendi arzusuna tercih etmek ve sevgilinin uğruna her şeyini feda edebilmektir. İşte Hazret-i Ebubekir’in hayatı, Allah Resulü’ne aşk ile bağlılığın ve O’nda fanı oluşun zirve misalleriyle doludur:

Bir gün gönüller sultanı Efendimiz’in rahatsızlandığını duyan Hazret-i Sıddık, üzüntüden kendisi de yatağa düşmüştü. Bu iki dost arasındaki ulvı muhabbetin netıcesi olan aynıleşme sebebiyledir ki Allah Resulü:

“Ebubekir bendendir, ben de ondanım. Ebubekir dünyada ve ahirette kardeşimdir.” (Deylemı, I, 437) buyurarak mana alemindeki beraberliği ve kalpten kalbe vakı olan hal in’ikasını te’yıd buyurmuştur. Efendimiz’in ölüm döşeğinde iken:

“Bütün kapılar kapansın; yalnız Ebubekir’inki kalsın!” (Buharı, Ashabü’n-Nebı, 3) iltifatı, Hazret-i Ebubekir ile aralarındaki kalbı alaka ve müstesna yakınlığın en güzel ifadelerinden biridir.

[2] İbn-i Sa’d, VIII, 36.

[3] Abdullah bin Mesut (r.a.) ilk Müslümanlardandır. Künyesi Ebu Abdurrahman’dır. Müslüman olduğu günden itibaren Hazret-i Peygamber’in yanından ayrılmamış ve O’na hizmetten zevk almıştır. İbn-i Mesut, zayıf, nahıf bir kişi idi. Tatlı bir sesi, sevimli bir yüzü vardı. Müslüman olduğunda Müslümanların adedi çok azdı. Müşrikler ona Mekke’de rahat vermediler. O, Medıne’ye hicret edip Muaz bin Cebel’in yanına sığındı. Hazret-i Peygamber’in hicretinden sonra, Medıne’de yerleşti. Bütün harplere katıldı. Hazret-i Peygamber, onun Kur’an okuyuşunu dinlemekten zevk alırdı.

Tefsır, hadıs ve fıkıh sahalarında engin ilmiyle pek çok alim yetiştirmiştir. Hususiyle Kufeli alimler, onun rivayet ve görüşleri istikametinde fıkhı görüşler ortaya koymuşlardır. Kendisinden 848 rivayet nakledilmiştir. Hazret-i Osman zamanında Kufe kadılığından Medıne’ye dönmüş ve kısa bir süre sonra, altmış yaşını geçmiş iken orada vefat etmiştir.

[4] Heysemı, VI, 174; İbn-i Sa’d, IV, 30.

[5] İbn-i Kesır, el-Bidaye, III, 78.

[6] İbn-i Kesır, el-Bidaye, III, 80-81.

[7] İbn-i Sa’d, III, 232; Hakim, III, 319.

[8] İbn-i Hişam, I, 268.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hz. Muhammed Mustafa 1, Erkam Yayınları
 
BİLAL-İ HABEŞİ’NİN (R.A.) ÇEKTİĞİ EZİYETLER

Bilal-i Habeşı ve annesi de, Allah Resulü’nün insanları İslam’a gizlice davete başladığı ilk günlerde Müslüman oldular. Hazret-i Bilal, Müslümanlığını açıklayan ilk yedi kişiden biri idi. Dıninden dönmesi için yapılan en ağır işkencelere tahammül ederdi. İnkara zorlandıkça: “Ehad! Ehad!: Allah birdir! Allah birdir!” derdi.

Hazret-i Ebubekir, Hazret-i Bilal ve validesinin bedelini ödeyerek onları azad etti.[7]

Ebubekir (r.a.), bu davranışı ile iltifat-ı Peygamberı’ye nail olmuş, merhamet ve cömertlikte abideleşmiştir.

Hazret-i Mevlana, bu hadiseyi gönül lisanıyla tasvır ederek şu şekilde nakleder:

“Bilal-i Habeşı’nin Müslümanlığından dolayı korkunç bir işkenceye tabı tutulduğunu işiten Hazret-i Sıddık, Hazret-i Mustafa’nın huzuruna çıktı ve vefalı Bilal’in halini arz etti.”

“Dedi ki: O felekleri ölçen mübarek varlık, Sen’in aşkına düşmüş, Sen’in muhabbetine tutulmuştur. Bu yüzden zalimler o melek tıynetli insana zulmetmektedirler. Suçsuz olduğu halde kanatlarını yoluyorlar. O büyük defıneyi şirk ve isyan toprağına gömmek istiyorlar.”

“Yakıcı güneşe karşı kızgın kumlara yatırıyor, çıplak bedenini dikenli dallarla dövüyorlar.”

“Fakat o, teninden çeşme gibi kanlar fışkırdığı halde: «Allah birdir, Allah birdir!» diyor, Hakk’a secdeden vazgeçmiyor.”

“Hazret-i Ebubekir’in merhamet ve şefkatinden dolayı vücudunun her zerresi mahzun ve gamla dolu bir dil haline gelmiş, Bilal’in halini Hazret-i Peygamber’e büyük bir üzüntü içinde uzun uzun anlatmaktaydı.”

“Nihayet gönlündeki niyeti izhar edip: «Ya Resulallah! Onu satın almak istiyorum. Bütün servetimi harcamaya hazırım. Cenab-ı Hakk’a gönül vermiş, O’nun ve Resulü’nün kölesi olmuş, bu yüzden de Allah düşmanlarının hışmına uğramış, işkencelere maruz bırakılmış o mübarek insanı o halden kurtarmadan bu canıma dünyada rahatlık yoktur.» dedi.”

“Hazret-i Mustafa (s.a.v.), bundan pek memnun oldular ve: «Ey Allah’ın ve Resulü’nün merhametli dostu! Bu ticarette ben de sana ortağım...» buyurdular.”

“Hazret-i Ebubekir, derhal Bilal’in sahibinin evine yollandı. Bilal, yapılan işkencelerden ötürü baygın bir vaziyette idi. Hazret-i Bilal’in sahibi olan o merhamet mahrumu insana acı sözler sarf etti.”

“Dedi ki: Ey habıs! Ey hiddetten gözü kararmış, merhametten nasipsiz! Bu Allah dostunu nasıl dövüyorsun? Ey insafsız! Bu ne kin, bu ne garaz?”

“Ey merhamet fukarası! Kendini insan mı sanıyorsun? Ey insanlık mahrumu, nefret edilmiş kişi! Sen insan kılığındasın, ama insanlığın yüz karasısın!..”
“Bu sözlerden sonra Ebubekir (r.a.), adamın aç gözünü dünyalıkla tıkadı. Öyle ki bu duruma Bilal’in efendisi iyice şaşırdı ve Ebubekir’in halini hayretle seyretti.”
“Onun bu hayretini fark eden Sıddık-ı Ekber Hazretleri, o nasipsize şöyle dedi: Ey ahmak! Sen çocuk gibi, bir cevize karşılık bana paha biçilmez bir inci verdin, fakat haberin yok! Bilmiyorsun ki Bilal, iki dünyaya değer. Ben onun ruhuna bakıyorum, sen ise teninin rengine...”

“Eğer sen satışta biraz daha bastırsaydın, onu almak için daha fazlasını verirdim. Daha da bastırsaydın, neyim varsa verir, hatta borca girerdim. Yine de bu alışverişten ben karlı çıkardım. Ey nasipsiz kişi! Şunu iyi bil ki, mücevherin kıymetini ancak sarraf bilir.”

Hazret-i Mevlana, bu kıssada merhamet ve şefkatin kamil bir tezahürünü sergilemenin yanında, bir insan-ı kamile paha biçilemeyeceğini, yani dünyevı kıymetlerin, insanın manevı yapısının karşısında bir hiç hükmünde olduğunu ifade ederek gönüllerimize ulvı bir hakıkati nakşetmektedir.
Hazret-i Ebubekir, bu alicenap hareketiyle Resulullah’a olan zirve muhabbetini bir kez daha sergilemiş olmaktadır. Hazret-i Ebubekir’in Allah Resulü’ne duyduğu hudutsuz muhabbetin alametlerinden birkaçı şöyleydi:

-O’nun getirdiği Kur’an-ı Kerım’i ve İslamı hükümleri can u gönülden sevip mucibince amel etmek.

-O’nun ümmetine şefkat ve merhamet göstermek, onların yararına olan hususlarda gayret göstermek.

-Dünyaya değer vermemek, gerektiğinde fakirliğe hazır ve razı olmak.

-O’na kavuşmayı arzulamak.

-O’nu çokça hatırlamak.
 
HİDAYETE VESİLEN OLAN KORKULU RÜYA

Halid bin Saıd’in (r.a.) hidayetine ise gördüğü korkulu bir rüyası sebep olmuştur. Bir gece uykuda, büyük bir ateş çukurunun kenarında durduğunu ve babasının onu ateşin içine itip düşürmek ister gibi davrandığını, Resulullah’ın ise onu hemen belinden kavrayarak ateşin içine düşmekten kurtardığını gördü. Korkuyla uyandığında kendi kendine:

“Allah’a yemin ederim ki, bu hak bir rüyadır!” dedi ve Hazret-i Ebubekir’in delaletiyle Peygamber Efendimiz’in yanına giderek İslam’la şereflendi.

Babası, oğlu Halid’in Müslüman olduğunu duyduğunda ona eziyet etti ve:
“−Ey zelıl! Defol git! Vallahi, senin rızkını da keseceğim!” dedi.

Halid:
“–Sen benim nasıbime manı olmaya çalışsan da, Allah muhakkak beni rızıklandıracaktır!” dedi. Hazret-i Halid, Habeş ülkesine hicret edinceye kadar, Resulullah’ın yanından hiç ayrılmadı. (Hakim, III, 277-280)

Daha sonra Halid’in zevcesi Ümeyne Hatun, kardeşi Amr ve onun zevcesi Fatıma Hatun da İslam’la müşerref oldular.
 
İLK MÜSLÜMANLAR

Teblığin gizlice devam ettiği bu günlerde Ebubekir’in (r.a.) teşvik ve delaletiyle Ebu Fükeyhe, Hazret-i Osman, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf, Sa’d bin Ebı Vakkas, Talha bin Ubeydullah (r.a.) ıman nımetine nail oldular.[8]

Hazret-i Osman, Peygamber Efendimiz’e başından geçen bir hadiseyi şöyle anlattı:

“Ey Allah’ın Resulü! Şam’da iken, uyku ile uyanıklık arasında olduğumuz esnada aniden:

«Ey uykudakiler! Uyanın! Çünkü, Ahmed Mekke’de zuhur etti.» diye bir ses duyduk. Mekke’ye döndüğümüzde sizin Peygamber olduğunuzu haber aldık.” (İbn-i Sa’d, III, 255)

Talha bin Ubeydullah (r.a.) da şöyle anlattı:

“Busra Panayırı’nda bulunduğum esnada bir rahip insanlara:

«−İçinizde Harem halkından bir kimse var mı?» diye soruyordu.

«−Evet! Ben varım.» dedim. Rahip:

«−Ahmed zuhur etti mi?» diye sordu. Ben:

«−Hangi Ahmed?» dedim. Rahip:

«−Ahmed bin Abdullah bin Abdülmuttalib! O, Mekke’de zuhur edecektir, Peygamberlerin sonuncusudur. Harem’den çıkıp, hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir. O’na koşmanı sana tavsiye ederim!» dedi.

Rahibin söyledikleri kalbime tesir etti. Oradan hemen ayrılıp Mekke’ye geldim:

«−Yeni bir hadise oldu mu?» diye sordum.

«–Evet, var! Abdullah’ın oğlu Muhammedü’l-Emın, Peygamber olduğunu iddia ediyor. Ebubekir de ona tabı oldu.» dediler. (İbn-i Sa’d, III, 215)

Ebu Ubeyde bin Cerrah, Ebu Seleme, Erkam bin Ebi’l-Erkam, Osman bin Maz’un, Esma binti Ebubekir, Habbab bin Eret, Abdullah bin Mesut, Abdullah bin Cahş, Cafer bin Ebı Talib, zevcesi Esma binti Umeys, Ebu Huzeyfe, amir bin Füheyre (r.a.) ilk Müslüman olma şerefine nail olan zevattan bazılarıdır.

[1] İbn-i Hişam, I, 259.
 

Tema özelleştirme sistemi

Bu menüden forum temasının bazı alanlarını kendinize özel olarak düzenleye bilirsiniz

Zevkini yansıtan rengi seç

Geniş / Dar görünüm

Temanızı geniş yada dar olarak kullanmak için kullanabileceğiniz bir yapıyı kontrolünü sağlayabilirsiniz.

Izgara görünümlü forum listesi

Forum listesindeki düzeni ızgara yada sıradan listeleme tarzındaki yapının kontrolünü sağlayabilirsiniz.

Resimli ızgara modu

Izgara forum listesinde resimleri açıp/kapatabileceğiniz yapının kontrolünü sağlayabilirsiniz.

Kenar çubuğunu kapat

Kenar çubuğunu kapatarak forumdaki kalabalık görünümde kurtulabilirsiniz.

Sabit kenar çubuğu

Kenar çubuğunu sabitleyerek daha kullanışlı ve erişiminizi kolaylaştırabilirsiniz.

Köşe kıvrımlarını kapat

Blokların köşelerinde bulunan kıvrımları kapatıp/açarak zevkinize göre kullanabilirsiniz.

Geri