Kabenin Yapımı ile İlgili Hadis

Kabe nasıl inşa edildi? Hz. İbrahim ve oğlu İsmail Aleyhisselam nasıl hac etti? Kabe’nin yapılışı hakkında hadis-i şerif ve açıklaması.
İbni Abbas radıyallahu anhüma şöyle dedi:
İbrahim Aleyhisselam, İsmail Aleyhisselam’ın annesi (Hacer) ile henüz memedeki oğlu İsmail Aleyhisselam’ı alıp Mekke’ye getirdi. Onları Kabe’nin üst tarafında ve zemzemin yukarısındaki büyük bir ağacın altına bıraktı. O vakitler Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrahim Aleyhisselam, karısı ile oğlunu oraya bıraktı. Yanlarına da bir dağarcık hurma ve bir kırba su koydu. Sonra İbrahim arkasını dönüp gitmeye başladı. Hacer onun peşini bırakmadı:
- İbrahim! Bizi konuşup görüşecek bir kimsenin, yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu vadide tek başına bırakıp da nereye gidiyorsun? diye sordu. Bu soruyu birkaç defa tekrarladı. İbrahim Aleyhisselam dönüp bakmadı bile. Sonunda Hacer: Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti? deyince İbrahim:
Evet, Allah emretti, diye cevap verdi. Hacer:
Öyleyse Allah bizi korur, dedi.
Hacer, geri döndü; İbrahim Aleyhisselam da yürüyüp gitti. Kimsenin kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca, yüzünü Kabe tarafına çevirdi; sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
“Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını, senin saygı duyulması gereken Mukaddes Mabed’inin yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerine onlara karşı muhabbet koy ve kendilerine bazı meyvelerden rızık ver. Umarım ki nimetlerine şükrederler.” (İbrahim suresi, 37)
Hacer, İsmail’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi. Hem kendi hem oğlu susadı. Çocuk susuzluktan yerde sızlanıp yuvarlanmaya başlayınca, Hacer onun bu halini görmemek için oraya en yakın tepe olan Safa’ya gitti ve tepenin üstüne çıktı. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vadiye bakındı; fakat kimseyi göremedi. Safa tepesinden inip vadiye gelince, koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı. Sonra da çok zor durumda kalmış bir insanın son gayretiyle koşmaya başladı; vadiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı; fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında böyle yedi defa gidip geldi.
İbni Abbas radıyallahu anhüma sözünün burasında şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “İşte bundan dolayı insanlar Safa ile Merve arasında sa‘yeder” buyurdu. Sonra da sözüne şöyle devam etti:
Hacer annemiz Merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine “Sus! Dinle!” dedi. Sonra iyice kulak verdi, aynı sesi bir daha duydu.
- Tamam, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardım et! diye seslendi. Bir de baktı ki, zemzemin olduğu yerde bir melek, topuğuyla -veya kanadıyla- yeri kazmakta! Nihayet su göründü. Hacer, akıp gitmesin diye suyun etrafını eliyle şöyle çevirmeye, suyu avuçlayıp kırbasını doldurmaya başladı. Hacer suyu avuçladıkça, bir rivayete göre avuçladığı kadar, yerden kaynıyordu.
İbni Abbas radıyallahu anhüma şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah İsmail’in annesine rahmet etsin. Zemzemi kendi haline bıraksaydı -veya suyu avuçlamasaydı- zemzem akarsu olurdu” buyurdu. İbni Abbas sözüne şöyle devam etti:
Hacer sudan içti ve yavrusunu emzirdi. Melek ona:
- Bize bir zarar gelir diye korkma! İşte şurası Beytullah’ın yeridir. Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah, o işi yapacak kimsenin yok olup gitmesine izin vermez, dedi. Beytullah’ın yeri zeminden yüksekçe idi. Seller oranın sağını solunu yalayıp aşındırmıştı. Onlar bu şekilde yaşayıp giderken nihayet bir gün Cürhümlüler’den bir grup insan veya onlardan bir aile Keda yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş mutlaka suyun etrafında dönüp duruyor. Halbuki biz bu vadide su bulunmadığını biliyorduk, diyerek ayağına çevik bir veya iki kişiyi oraya gönderdiler. Gidenler orada su bulunduğunu görünce geri dönüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hacer’i gördüler:
Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin? diye sordular. O da:
Evet, ama su üzerinde bir hak iddia edemezsiniz, dedi. Onlar da:
Peki, kabul, dediler.
İbni Abbas rivayetine şöyle devam etti:
İnsanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu sırada onların çıka gelmesi Hacer’i sevindirdi. Cürhümlüler oraya yerleştikleri gibi akrabalarına haber saldılar, onlar da gelip yerleştiler. Böylece Mekke civarı yerleşik bir alan haline geldi.
O zaman çocuk olan İsmail nihayet büyüyüp gelişti. Cürhümlüler’den Arapça’yı öğrendi. Delikanlılık çağına geldiği zaman, Cürhümlüler’in en fazla beğenip takdir ettikleri bir kimse oldu. Erginlik çağına gelince, onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hacer vefat etti. İsmail’in evlenmesinden sonraki bir tarihte, Hz. İbrahim, Hacer ile oğlunun durumunu öğrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i evde bulamadı. Karısına:
İsmail nerede diye sordu. Kadın:
Rızkımızı temin etmeye, başka bir rivayete göre, avlanmaya gitti, dedi. İbrahim Aleyhisselam ona geçimlerinin ve durumlarının nasıl olduğunu sordu. O da:
Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hallerinden şikayet etti. İbrahim de:
Kocan gelince ona selamımı söyle; kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi.
İsmail eve gelince, orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına:
Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da:
Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni sordu, ben de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi. Ben de büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. İsmail:
- Peki, sana bir şey tavsiye etti mi? diye sordu. O da şunları söyledi:
- Evet, sana selam söyledi ve kapısının eşiğini değiştirsin dedi. İsmail:
- O gelen benim babamdır. Bana senden boşanmamı emretmiş. Haydi ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümlüler’den bir başka kadınla evlendi.
Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim tekrar oğlunun evine geldi. Fakat İsmail’i bulamadı. İçeri girip İsmail’i sordu. Karısı:
Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim:
Geçiminiz, haliniz nasıl? diye sordu. Kadın:
Çok iyi durumdayız. Rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamdü sena etti. Konuşma şöyle devam etti:
Ne yiyorsunuz?
Et yiyoruz.
Ne içiyorsunuz?
Su.
O zaman İbrahim, ‘Allahım, etlerine sularına bereket ver’, diye dua etti.
Sözün burasında Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı tahılın bereketlenmesi için de dua ederdi.”
İbni Abbas dedi ki: İbrahim’in duası sayesinde et ile su, başka yerde yaşayanlarla kıyaslanmayacak şekilde, Mekkeliler’in sağlığına elverişli olmuştur.
Bir başka rivayete göre İbrahim Aleyhisselam oraya gelince:
İsmail nerede? diye sordu. Karısı:
Avlanmaya gitti, dedi. Sonra da: Bir şeyler yemek ve içmek üzere buyurmaz mısınız? dedi. İbrahim:
Ne yiyor ne içiyorsunuz? diye sordu. Kadın:
Yediğimiz et, içtiğimiz su, dedi. İşte o zaman İbrahim Aleyhisselam:
Allahım! Onların yiyeceklerine, içeceklerine bereket ver! diye dua etti.
İbni Abbas sözüne şöyle devam etti: Ebü’l-Kasım sallallahu aleyhi ve sellem: “İşte bu, İbrahim’in duasının bereketidir” buyurdu.
İbrahim gelinine şöyle dedi:
Kocan eve gelince ona benim selamımı söyle ve kendisine hatırlat da, kapısının eşiğine sahip olsun, dedi.
İsmail eve gelince:
Eve gelen oldu mu? diye sordu, Karısı:
Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında güzel şeyler söyledi. Sözüne devamla, bana seni sordu, ben de anlattım; geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu belirttim, dedi. İsmail:
Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da:
Evet, sana selam söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmail:
O benim babamdır. Evin eşiği de sensin. Babam seni hoş tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi.
Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim Aleyhisselam bir daha geldi. O sırada İsmail Aleyhisselam zemzemin yakınındaki büyük bir ağacın altına oturmuş ok yontuyordu. Babasını görünce ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna, bir çocuk da babasına sevgi ve saygısını nasıl gösterirse, onlar da birbirlerine öyle yaptılar.
İbrahim Aleyhisselam oğluyla konuşmaya başladı:
İsmail! Allah bana önemli bir görev verdi.
Öyleyse Rabbinin emrini yap, babacığım.
Ama bana yardım edeceksin.
Sana elbette yardım ederim.
İbrahim oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi:
- Allah, işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrahim Aleyhisselam oraya Kabe’nin temelini atıp yükseltti. İsmail taş getiriyor, İbrahim de duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince, İsmail şu (makam-ı İbrahim diye bilinen) taşı getirip babasına verdi. O da bu taşın üstüne çıkıp İsmail’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı yaparken:“Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Şüphesiz sen duamızı duyan, niyetimizi bilensin.” (Bakara suresi, 127) diye dua ediyorlardı.

Kabe nasıl inşa edildi? Hz. İbrahim ve oğlu İsmail Aleyhisselam nasıl hac etti? Kabe’nin yapılışı hakkında hadis-i şerif ve açıklaması.
İbni Abbas radıyallahu anhüma şöyle dedi:
İbrahim Aleyhisselam, İsmail Aleyhisselam’ın annesi (Hacer) ile henüz memedeki oğlu İsmail Aleyhisselam’ı alıp Mekke’ye getirdi. Onları Kabe’nin üst tarafında ve zemzemin yukarısındaki büyük bir ağacın altına bıraktı. O vakitler Mekke’de kimse bulunmadığı gibi içecek su da yoktu. İşte İbrahim Aleyhisselam, karısı ile oğlunu oraya bıraktı. Yanlarına da bir dağarcık hurma ve bir kırba su koydu. Sonra İbrahim arkasını dönüp gitmeye başladı. Hacer onun peşini bırakmadı:
- İbrahim! Bizi konuşup görüşecek bir kimsenin, yiyip içecek bir şeyin bulunmadığı bu vadide tek başına bırakıp da nereye gidiyorsun? diye sordu. Bu soruyu birkaç defa tekrarladı. İbrahim Aleyhisselam dönüp bakmadı bile. Sonunda Hacer: Bunu böyle yapmanı sana Allah mı emretti? deyince İbrahim:
Evet, Allah emretti, diye cevap verdi. Hacer:
Öyleyse Allah bizi korur, dedi.
Hacer, geri döndü; İbrahim Aleyhisselam da yürüyüp gitti. Kimsenin kendisini göremediği Seniyye mevkiine varınca, yüzünü Kabe tarafına çevirdi; sonra ellerini kaldırarak şöyle dua etti:
“Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını, senin saygı duyulması gereken Mukaddes Mabed’inin yanında, ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerine onlara karşı muhabbet koy ve kendilerine bazı meyvelerden rızık ver. Umarım ki nimetlerine şükrederler.” (İbrahim suresi, 37)
Hacer, İsmail’i emziriyor ve kırbadaki sudan içiyordu. Nihayet kırbadaki su tükendi. Hem kendi hem oğlu susadı. Çocuk susuzluktan yerde sızlanıp yuvarlanmaya başlayınca, Hacer onun bu halini görmemek için oraya en yakın tepe olan Safa’ya gitti ve tepenin üstüne çıktı. Sonra acaba birini görebilir miyim diye vadiye bakındı; fakat kimseyi göremedi. Safa tepesinden inip vadiye gelince, koşmasına engel olmasın diye elbisesinin eteğini topladı. Sonra da çok zor durumda kalmış bir insanın son gayretiyle koşmaya başladı; vadiyi geçip Merve’ye geldi. Tepenin üstüne çıkıp acaba birini görebilir miyim diye bakındı; fakat kimseyi göremedi. İki tepe arasında böyle yedi defa gidip geldi.
İbni Abbas radıyallahu anhüma sözünün burasında şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “İşte bundan dolayı insanlar Safa ile Merve arasında sa‘yeder” buyurdu. Sonra da sözüne şöyle devam etti:
Hacer annemiz Merve tepesine çıkınca bir ses duydu. Kendi kendine “Sus! Dinle!” dedi. Sonra iyice kulak verdi, aynı sesi bir daha duydu.
- Tamam, sesini duyurdun. Yapabiliyorsan bize yardım et! diye seslendi. Bir de baktı ki, zemzemin olduğu yerde bir melek, topuğuyla -veya kanadıyla- yeri kazmakta! Nihayet su göründü. Hacer, akıp gitmesin diye suyun etrafını eliyle şöyle çevirmeye, suyu avuçlayıp kırbasını doldurmaya başladı. Hacer suyu avuçladıkça, bir rivayete göre avuçladığı kadar, yerden kaynıyordu.
İbni Abbas radıyallahu anhüma şöyle dedi: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah İsmail’in annesine rahmet etsin. Zemzemi kendi haline bıraksaydı -veya suyu avuçlamasaydı- zemzem akarsu olurdu” buyurdu. İbni Abbas sözüne şöyle devam etti:
Hacer sudan içti ve yavrusunu emzirdi. Melek ona:
- Bize bir zarar gelir diye korkma! İşte şurası Beytullah’ın yeridir. Onu şu çocukla babası yapacaktır. Allah, o işi yapacak kimsenin yok olup gitmesine izin vermez, dedi. Beytullah’ın yeri zeminden yüksekçe idi. Seller oranın sağını solunu yalayıp aşındırmıştı. Onlar bu şekilde yaşayıp giderken nihayet bir gün Cürhümlüler’den bir grup insan veya onlardan bir aile Keda yolundan gelerek Mekke’nin alt tarafına indiler. O sırada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. Bu kuş mutlaka suyun etrafında dönüp duruyor. Halbuki biz bu vadide su bulunmadığını biliyorduk, diyerek ayağına çevik bir veya iki kişiyi oraya gönderdiler. Gidenler orada su bulunduğunu görünce geri dönüp durumu haber verdiler. Suyun yanına geldiklerinde Hacer’i gördüler:
Bizim buraya yerleşmemize izin verir misin? diye sordular. O da:
Evet, ama su üzerinde bir hak iddia edemezsiniz, dedi. Onlar da:
Peki, kabul, dediler.
İbni Abbas rivayetine şöyle devam etti:
İnsanlarla bir arada olmaya ihtiyaç duyduğu sırada onların çıka gelmesi Hacer’i sevindirdi. Cürhümlüler oraya yerleştikleri gibi akrabalarına haber saldılar, onlar da gelip yerleştiler. Böylece Mekke civarı yerleşik bir alan haline geldi.
O zaman çocuk olan İsmail nihayet büyüyüp gelişti. Cürhümlüler’den Arapça’yı öğrendi. Delikanlılık çağına geldiği zaman, Cürhümlüler’in en fazla beğenip takdir ettikleri bir kimse oldu. Erginlik çağına gelince, onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler. Günün birinde Hacer vefat etti. İsmail’in evlenmesinden sonraki bir tarihte, Hz. İbrahim, Hacer ile oğlunun durumunu öğrenmek üzere Mekke’ye geldi. Fakat İsmail’i evde bulamadı. Karısına:
İsmail nerede diye sordu. Kadın:
Rızkımızı temin etmeye, başka bir rivayete göre, avlanmaya gitti, dedi. İbrahim Aleyhisselam ona geçimlerinin ve durumlarının nasıl olduğunu sordu. O da:
Çok kötü durumdayız. Büyük bir sıkıntı ve darlık içindeyiz, diye hallerinden şikayet etti. İbrahim de:
Kocan gelince ona selamımı söyle; kendisine hatırlat da kapısının eşiğini değiştirsin, dedi.
İsmail eve gelince, orada bir şeyler olduğunu sezdi ve karısına:
Ben yokken eve biri geldi mi? diye sordu. O da:
Evet, yaşlı bir adam geldi, diyerek onu tarif etmeye çalıştı. Seni sordu, ben de söyledim. Nasıl geçindiğimizi öğrenmek istedi. Ben de büyük bir geçim sıkıntısı çektiğimizi anlattım, dedi. İsmail:
- Peki, sana bir şey tavsiye etti mi? diye sordu. O da şunları söyledi:
- Evet, sana selam söyledi ve kapısının eşiğini değiştirsin dedi. İsmail:
- O gelen benim babamdır. Bana senden boşanmamı emretmiş. Haydi ailenin yanına dönebilirsin, dedi. O kadını boşayıp Cürhümlüler’den bir başka kadınla evlendi.
Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim tekrar oğlunun evine geldi. Fakat İsmail’i bulamadı. İçeri girip İsmail’i sordu. Karısı:
Rızkımızı temin etmeye gitti, dedi. İbrahim:
Geçiminiz, haliniz nasıl? diye sordu. Kadın:
Çok iyi durumdayız. Rahat ve bolluk içindeyiz, diyerek Allah’a hamdü sena etti. Konuşma şöyle devam etti:
Ne yiyorsunuz?
Et yiyoruz.
Ne içiyorsunuz?
Su.
O zaman İbrahim, ‘Allahım, etlerine sularına bereket ver’, diye dua etti.
Sözün burasında Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“O zamanlar Mekke’de ekin yoktu. Eğer olsaydı tahılın bereketlenmesi için de dua ederdi.”
İbni Abbas dedi ki: İbrahim’in duası sayesinde et ile su, başka yerde yaşayanlarla kıyaslanmayacak şekilde, Mekkeliler’in sağlığına elverişli olmuştur.
Bir başka rivayete göre İbrahim Aleyhisselam oraya gelince:
İsmail nerede? diye sordu. Karısı:
Avlanmaya gitti, dedi. Sonra da: Bir şeyler yemek ve içmek üzere buyurmaz mısınız? dedi. İbrahim:
Ne yiyor ne içiyorsunuz? diye sordu. Kadın:
Yediğimiz et, içtiğimiz su, dedi. İşte o zaman İbrahim Aleyhisselam:
Allahım! Onların yiyeceklerine, içeceklerine bereket ver! diye dua etti.
İbni Abbas sözüne şöyle devam etti: Ebü’l-Kasım sallallahu aleyhi ve sellem: “İşte bu, İbrahim’in duasının bereketidir” buyurdu.
İbrahim gelinine şöyle dedi:
Kocan eve gelince ona benim selamımı söyle ve kendisine hatırlat da, kapısının eşiğine sahip olsun, dedi.
İsmail eve gelince:
Eve gelen oldu mu? diye sordu, Karısı:
Evet, güzel görünümlü bir ihtiyar geldi, diyerek onun hakkında güzel şeyler söyledi. Sözüne devamla, bana seni sordu, ben de anlattım; geçimimizi öğrenmek istedi, ben de çok iyi olduğunu belirttim, dedi. İsmail:
Sana bir tavsiyede bulundu mu? diye sordu. O da:
Evet, sana selam söyledi ve kapının eşiğine sahip olmanı emretti, dedi. O zaman İsmail:
O benim babamdır. Evin eşiği de sensin. Babam seni hoş tutmamı, seninle iyi geçinmemi emretmiş, dedi.
Allah’ın dilediği kadar bir zaman geçtikten sonra İbrahim Aleyhisselam bir daha geldi. O sırada İsmail Aleyhisselam zemzemin yakınındaki büyük bir ağacın altına oturmuş ok yontuyordu. Babasını görünce ayağa kalktı. Uzun süre birbirini görmeyen bir baba çocuğuna, bir çocuk da babasına sevgi ve saygısını nasıl gösterirse, onlar da birbirlerine öyle yaptılar.
İbrahim Aleyhisselam oğluyla konuşmaya başladı:
İsmail! Allah bana önemli bir görev verdi.
Öyleyse Rabbinin emrini yap, babacığım.
Ama bana yardım edeceksin.
Sana elbette yardım ederim.
İbrahim oradaki yüksekçe bir tepeyi gösterdi:
- Allah, işte şuraya bir ev yapmamı emretti, dedi. İbrahim Aleyhisselam oraya Kabe’nin temelini atıp yükseltti. İsmail taş getiriyor, İbrahim de duvar örüyordu. Binanın duvarları yükselince, İsmail şu (makam-ı İbrahim diye bilinen) taşı getirip babasına verdi. O da bu taşın üstüne çıkıp İsmail’in getirdiği taşlarla inşaata devam etti. Onlar beraberce binayı yaparken:“Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur. Şüphesiz sen duamızı duyan, niyetimizi bilensin.” (Bakara suresi, 127) diye dua ediyorlardı.