Peygamberimizin Katıldığı Savaşlar

Admin

Administrator
Yönetici
Admin
Peygamberimizin Katıldığı Savaşlar ile İlgili Hadisler

660

Peygamber (s.a.v.) Efendimizin katıldığı savaşlar hangileridir? Peygamberimizin (s.a.v.) savaşları hakkında hadis-i şerifler.
Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) katıldığı savaşlar ile ilgili hadisler.

Ebu Musa el-Eş’arı (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah bize kendisinin isimlerini şöyle söylerdi: ‘Ben Muhammed’im, Ahmed’im, (peygamberlerin ardından gelen) Mukaffı’yim, (kıyamette insanların arkamda toplandığı) Haşir’im, Tevbe Peygamberi’yim, Rahmet Peygamberi’yim.’” (Müslim, Fedail, 126)

Ebu Hüreyre’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Düşmanla karşılaşmayı istemeyin. Onlarla karşılaştığınızda ise sabredin!” (Müslim, Cihad ve siyer, 19)

Ebu Saıd el-Hudrı’den (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre,

“Ya Resulallah, hangi insan daha faziletlidir?” diye soruldu. Resulullah, “Canıyla, malıyla Allah yolunda cihad eden mümin” buyurdu. (Buharı, Cihad, 2)

Nafi’den (radıyallahu anh) nakledildiğine göre, Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh) ona şunları anlatmıştır:

“Hz. Peygamber’in savaşlarından birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Bunun üzerine Resulullah kadınların ve çocukların öldürülmesini kabul etmedi.” (Buharı, Cihad, 147)

Süleyman b. Büreyde’nin (radıyallahu anh), babasından rivayet ettiğine göre,

Resulullah birini orduya komutan olarak tayin ettiğinde ona özel olarak, Allah karşısında takva sahibi olmasını, beraberindeki Müslüman askerlere iyi davranmasını tavsiye eder ve şöyle derdi: “Allah’ın adıyla ve Allah yolunda savaşın. Allah’ı inkar edenlerle savaşın. Savaşın, fakat hainlik yapmayın, zulmetmeyin, öldürdüğünüz kimselerin organlarını kesmeyin ve çocukları öldürmeyin.” (Tirmizı, Diyat, 14)

Abdullah b. Amr’dan (radıyallahu anh) nakledildiğine göre,

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir günü üç yüz on beş kişi ile çıktı ve “Allah’ım, bu askerler kendilerini taşıyacak bir binekten yoksunlar, onları sen taşı! Allah’ım, onlar çıplaklar, onları sen giydir! Allah’ım, onlar açlar, onları sen doyur!” diye dua etti. Neticede Allah Bedir günü kendisine zafer nasip etti. Dönüşte her biri mutlaka bir ya da iki deveyle, elbiseli ve karınları tok olarak (Medine’ye) gelmişlerdi. (Ebu Davud, Cihad, 145)
 
İbn Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Hz. Peygamber Bedir günü, ‘Allah’ım, senden ahdini ve vaadini (yerine getirmeni) diliyorum. Allah’ım, eğer (bu müminler topluluğunun hezimetini) dilemişsen o zaman bugünden sonra sana ibadet edilmeyecek (demektir)’ diye dua etti. Ebubekir, Peygamber’in elini tuttu ve ‘(Bu dua) sana yeter’ dedi. Akabinde Resulullah, ‘Yakında o topluluk bozguna uğrayacak; arkalarını dönüp kaçacaklar’ (Kamer, 54/45) ayetini okuyarak (çadırdan dışarı) çıktı.” (Buharı, Meğazı, 4)

Malik b. Hamza b. Ebu Üseyd es-Saidı’nin (radıyallahu anh), babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre,

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Bedir günü, “(Müşrikler) Size yaklaştıklarında onlara ok atın. Onlar sizi iyice yakından sarıncaya kadar da kılıçları çekmeyin” buyurmuştur. (Ebu Davud, Cihad, 108)

Enes b. Malik’ten (radıyallahu anh) nakledildiğine göre,

Uhud günü Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) alt çenesinin sağ ön tarafındaki dişi kırılmış, başı yarılmıştı. Sonra yüzündeki kanı silmeye başlamış ve şöyle demişti: “Kendilerini Allah’a davet ediyor olduğu halde, Peygamberi’nin başını yaran, dişini kıran bir kavim nasıl felah bulur!” (Müslim, Cihad ve siyer, 104)

Ebu İshak’ın (radıyallahu anh) işittiğine göre, Bera’ b. azib (radıyallahu anh) şöyle demiştir:

Uhud günü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), (Ayneyn geçidindeki) okçulara —ki onlar elli kişiydiler— Abdullah b. Cübeyr’i kumandan tayin etti ve şöyle buyurdu: “Bizi kuşların kaptığını görseniz bile ben size haber gönderinceye kadar sakın şu yerinizden ayrılmayın! Bizim onları hezimete uğrattığımızı görseniz bile ben size haber gönderinceye kadar asla (yerinizden) ayrılmayın!” (Buharı, Cihad, 164)

Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor:

“... Ben Uhud günü Ebubekir’in kızı aişe ile Ümmü Süleym’i gördüm. Eteklerini toplamış (koşturuyor)lardı. Bileklerindeki halhalları görüyordum. Sırtlarında su kırbaları taşıyorlar ve yaralıların ağızlarına su döküyorlardı. Sonra tekrar geri dönüp kırbaları dolduruyorlar, gelip yaralıların ağızlarına döküyorlardı...” (Buharı, Menakıbü’l-ensar, 18)

Sehl b. Sa’d es-Saidı (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Hendek’te Resulullah ile beraberdik. Kendisi hendek kazıyor, biz de toprak taşıyorduk. Bizi gördüğünde şöyle dedi: ‘Allah’ım! Asıl yaşama yeridir ahiret; sen ensar ve muhacire mağfiret et!’” (Buharı, Rikak, 1)
 
Hz. Ali’nin (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Ahzab günü Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah onların evlerini ve mezarlarını ateşle doldursun! Güneş batana kadar bizi ikindi namazından alıkoydular.” (Buharı, Cihad, 98; Müslim, Mesacid, 202)

Abdullah b. Ebu Evfa’nın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ahzab günü şöyle buyurmuştur: “Ey Kitab’ı indiren, hesabı çabuk gören Allah’ım! Ahzabı (müttefik grupları) bozguna uğrat ve perişan et!” (Buharı, Tevhıd, 34)

Süleyman b. Surad’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Ahzab günü şöyle buyurmuştur: “Artık biz onlara karşı savaşacağız. Onlar bize karşı savaşamayacaklar.” (Buharı, Meğazı, 30)
Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah Hayber’e vardığında şöyle buyurdu: ‘Biz (savaş halindeyken düşman) bir kavmin topraklarına girdiğimiz zaman, (savaşa yol açan sebepler konusunda önceden) uyarılmış olan o kimselerin sabahı çok kötü olur!’” (Müslim, Cihad ve siyer, 122)

Enes b. Malik (radıyallahu anh) şöyle demiştir:

“Resulullah Hayber’e savaş açtı. Orayı savaşla ele geçirdik ve esirler toplandı.” (Ebu Davud, İmare, 23-24)

İbn Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor:

“...Resulullah Hayber’e galip geldiği zaman Yahudileri oradan çıkarmak istemişti. Çünkü Hayber’de galip geldiğinde arazi Allah’a, Resulü’ne ve Müslümanlara ait olmuş (bu nedenle de) Resulullah, Yahudileri oradan çıkarmak istemişti. Bunun üzerine Yahudiler, hurma hasadı işlerini sürdürmek ve mahsulün yarısı kendilerinin olmak üzere, Resulullah’tan Hayber’de bırakılmalarını istediler. Resulullah onlara, ‘Bu şartlarla istediğimiz müddetçe sizleri burada bırakıyoru’ buyurdu.” (Buharı, Müzaraa, 17)

asım’ın (radıyallahu anh) işittiğine göre, Enes b. Malik (radıyallahu anh) şöyle demiştir:

“Ben, Resulullah’ın Bi’r-i Maune günü şehit edilen yetmiş sahabıye üzüldüğü kadar hiçbir seriyyeye üzüldüğünü görmedim. Onlara kurra denirdi. Resulullah (üzüntüsünden dolayı) bir ay boyunca onların katillerine beddua etti.” (Müslim, Mesacid ve mevaziu’s-salat, 302)

Misver b. Mahreme ve Mervan (b. Hakem) (radıyallahu anh) —her biri arkadaşının sözlerini doğrulayarak— şunları anlatmıştır:

(Allah Resulü ve beraberindekiler, umre niyetiyle Mekke’ye doğru giderlerken, Hudeybiye mevkiine geldiklerinde Hz. Peygamber’in devesi Kasva çöktü ve insanlar, “Kasva çöktü, yerinden kalkmıyor” dediler. Bunun üzerine) Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Hayır, Kasva çökmedi. Onun böyle bir huyu yoktur. Ancak vaktiyle (Ebrehe’nin) fili(ni Mekke’ye bırakmayıp) durduran Allah, şimdi de Kasva’yı (şehre girmekten) alıkoydu. Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin olsun ki (Kureyşliler) benden Allah’ın mübarek kıldığı şeyleri yüceltecek ne kadar müşkül istekte bulunurlarsa onu onlara vereceğim.” (Buharı, Şurut, 15)
 
Cabir b. Abdullah (radıyallahu anh) diyor ki,

“Biz Hudeybiye günü bin dört yüz kişi idik. Peygamber bizim için, ‘Bugün siz yeryüzü halkının en hayırlısısınız!’ buyurdu.” (Müslim, İmare, 71)
Misver b. Mahreme ve Mervan (b. Hakem) (radıyallahu anh) —her biri arkadaşının sözlerini doğrulayarak— şunları anlatmıştır:

(Hudeybiye sürecinde Kureyş ile Hz. Peygamber arasında haber taşıyan Büdeyl b. Verka’, Kureyşlilerin Müslümanlara karşı savaşa hazırlandıklarını haber vermişti.) Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Biz kimse ile savaşmak için gelmedik. Yalnızca umre yapmak niyetiyle geldik... Eğer Kureyş arzu ederse ben onlarla aramızda (barış için) bir müddet tayin ederim... Fakat (böyle bir antlaşmayı) kabul etmez (savaşta ısrar eder)lerse bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki bu dinim uğrunda başım vücudumdan ayrılıncaya kadar onlarla savaşırım. Muhakkaktır ki Allah emrini gerçekleştirecektir.” (Buharı, Şurut, 15)
Ebu Vail (radıyallahu anh) anlatıyor:

(Hudeybiye Antlaşması imzalandıktan sonra) Ömer b. Hattab geldi ve Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına giderek, “Ey Allah’ın Resulü, biz hak üzereyiz, onlar da batıl üzere değil mi?” dedi. Resulullah “Evet.” buyurdu. Sonra Hz. Ömer, “Bizim ölenlerimiz Cennet’te onların ölenleri ise Cehennem’de değil mi?” diye sordu. Resulullah yine “Evet.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Öyleyse neden dinimiz hususunda bu acizliği gösteriyoruz da Allah henüz onlarla bizim aramızda bir hüküm vermeden geri dönüyoruz?” dedi. Resulullah şöyle cevap verdi: “Ey Hattab’ın oğlu! Ben gerçekten Allah’ın Resulü’yüm! Allah ebediyen beni(m emeğimi) boşa çıkarmaz.” Sonrasında Resulullah’a (s.a.v.) Fetih suresi nazil oldu. Allah Resulü hemen Hz. Ömer’e birini gönderip sureyi ona okuttu. Bunun üzerine Hz. Ömer, “Ya Resulallah! Bu (Hudeybiye Antlaşması gerçekten bir) fetih midir?” diye sordu. Hz. Peygamber de, “Evet.” cevabını verdi. Artık Ömer’in gönlü oldu ve döndü. (Müslim, Cihad ve siyer, 94)

Ümeyye b. Safvan b. Ümeyye’nin (radıyallahu anh), babasından naklettiğine göre,

Resulullah Huneyn günü (henüz Müslüman olmayan Safvan’dan savaş hazırlıkları için) birçok zırh ödünç aldı. Safvan, “Bu bir gasp mı ya Muhammed!” diye sordu. Resulullah da, “Hayır, (zayi olduğu takdirde) bedeli ödenmek üzere alınan bir emanet” şeklinde cevap verdi. (Ebu Davud, Büyu’ (İcare), 88)
 
Enes b. Malik (radıyallahu anh) anlatıyor:

“...(Huneyn Savaşı sonrası Hevazin ganimetleri paylaştırılırken oluşan huzursuzluk üzerine) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben küfürden yeni kurtulmuş bazı kimselere onların kalplerini (İslam’a) ısındırmak için (ganimet mallarından) veriyorum. İnsanlar aldıkları mallarla evlerine dönerken siz Allah’ın Resulü ile evlerinize dönmekten razı değil misiniz? Allah’a yemin ederim ki sizin birlikte dönüp gittiğiniz (Peygamber), onların yanlarında götürdüklerinden daha hayırlıdır.” (Müslim, Zekat, 132)

Süheyb b. Sinan (radıyallahu anh) tarafından nakledildiğine göre,

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Huneyn Savaşı günlerinde şöyle dua ediyordu: “Allah’ım! Senin yardımın ile (düşmana) karşı durmaya çalışıyorum, senin yardımın ile hamle yapıyorum, senin yardımın ile savaşıyorum.” (Darimı, Siyer, 7)

Ebu İshak’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Bir kişi Bera’a (radıyallahu anh) gelerek, “Ey Ebu Umare! Huneyn günü savaş alanından kaçtınız mı?” diye sordu. Bunun üzerine Bera’ şunları anlattı: “Ben Allah’ın Peygamberi’nin kaçmadığına şahitlik ederim. Lakin silahsız, zırhsız bir grup (Müslüman askeri) Hevazinlilerin mevkilerine yöneldi. İyi ok atan bir kavim olan Hevazinliler, öncü Müslüman askerlerini yoğun bir ok atışına tuttu. Bunun neticesi bu kuvvetler bozguna uğradı ve düşman askerleri Resulullah’a yöneldi. O sırada Ebu Süfyan b. Haris, Resulullah’ın katırının yularından tutuyordu. Resulullah, katırından indi. ‘Ben peygamberim, bunda yalan yok! Ben Abdülmuttalib’in evladıyım. Allah’ım! Bana yardımını lütfet.’ diyerek dua etti ve zafer diledi.” Bera’ anlatmaya şöyle devam etti: “Vallahi, savaş kızıştığında biz düşmandan Resulullah ile korunuyorduk! Bizim en cesurumuz onunla yan yana durabilendi.” (Müslim, Cihad ve siyer, 79)

İbn Şihab (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Urve, Mervan b. Hakem ve Misver b. Mahreme’nin kendisine şunları anlattığını nakletti: Hevazin heyeti Müslüman olarak gelip Resulullah’tan (s.a.v.) mallarını ve esirlerini kendilerine iade etmesini istediler... Resulullah Müslümanların arasında ayağa kalkarak Allah’ı layık olduğu şekilde övdükten sonra şöyle buyurdu: ‘Şimdi bu kardeşleriniz, tevbe ederek bize geldiler. Ben de esirlerini kendilerine geri vermeyi düşündüm. Sizden her kim (bu şekilde kardeşinin gönlünü) hoş etmeye razı olursa bunu yapsın. Sizden her kim kendi hissesini talep ederse —ki bu hisseyi ona biz, Allah’ın bize ihsan edeceği ilk ganimet malından vereceğiz— o da böyle yapsın (esirleri geri versin).’” (Buharı, Vekalet, 7)
 
Safvan b. Ümeyye (radıyallahu anh) anlatıyor:

“Resulullah Huneyn günü (ganimet mallarından) bana da verdi. O, insanlar arasında en sevmediğim kimse idi. Fakat bana mal vermeye devam ettikçe sonunda insanlar arasında en sevdiğim kişi haline geldi.” (Tirmizı, Zekat, 30)

İbn Abbas’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke hakkında şöyle buyurmuştu: “Ne güzel bir memleketsin, benim için ne kadar da sevimlisin! Kavmim beni senden çıkarmış olmasaydı senden başka yerde yaşamazdım.” (Tirmizı, Menakıb, 68)

İbn Ömer’den (radıyallahu anh) nakledildiğine göre,

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke’nin fethi günü, Kabe’nin merdiveni üzerinde ayakta durarak Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: “Hamd (Mekke’nin fethine dair) vaadini yerine getiren, kuluna (Peygamberi’ne) yardım eden ve düşman topluluklarını tek başına yenilgiye uğratan Allah’a mahsustur.” (İbn Mace, Diyat, 5)

İbn Abbas’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke’nin fethi günü şöyle buyurmuştu: “Bu belde haremdir (saygın ve dokunulmazdır). Burayı Yüce Allah harem kılmıştır. Burada savaşmak benden önce kimseye helal olmadı. Bana yalnızca bir gün içerisinde bir süreliğine helal kılındı. Zira bu belde Yüce Allah’ın haram kılması ile haram kılınmıştır.” (Nesaı, Menasikü’l-hac, 111)

İbn Abbas’ın (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Fetihten sonra hicret yoktur ancak cihad ve niyet vardır. Cihada çağrıldığınızda derhal katılın!” (Buharı, Cihad, 1)

Enes b. Malik’ten (radıyallahu anh) rivayet edildiğine göre,

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sabah ya da akşam, Allah yolunda (yapılacak) bir sefer, dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır!” (Buharı, Cihad, 5)

Enes b. Malik’in (radıyallahu anh) naklettiğine göre,

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hutbesinde, “Sancağı önce Zeyd aldı ve vuruldu. Ardından sancağı Ca’fer aldı o da vuruldu. Sonra Abdullah b. Revaha sancağı aldı ve o da vuruldu. Sonra Halid b. Velıd, önceden komutan tayin edilmediği halde sancağı teslim aldı ve ona fetih verildi. Onların şimdi yanımda olmaları beni bundan daha çok mutlu etmezdi (ya da) şimdi aramızda olmak onları (bulundukları yerden) daha çok mutlu etmezdi” buyurdu ve gözlerinden yaşlar süzüldü. (Buharı, Cihad, 183)
 
Geri
Üst